Oğuzkan Bölükbaşı, Milliyet Blog yazarı
“ 30 yıl önceydi. Dünyanın en tanınmış ilaç şirketlerinden Merck’ in genel müdürü Gadsden , Fortune dergisine “ sıkıntılarını ” anlatıyordu! Çok samimiydi, emekliliği yaklaşmakta olan Gadsden “ilaç pazarının hasta insanlarla sınırlı olmasının” sıkıntı yarattığını söyledi. O, Merck’ in Wingsley gibi bir çiklet üreticisi olmasını istiyordu. Hayali gerçekten büyüktü “ sağlıklı insanlara yönelik ilaç üretmek”…işte o zaman, Merck “herkese satmaya “ muktedir olacaktı. Bu demeçten otuz yıl sonra Gadsden’ in hayalleri gerçek oldu.
Bugün ilaç şirketlerinin pazarlama stratejileri saldırgan bir biçimde sağlıklı ve iyi durumdaki insanları hedefliyor. Günlük hayatın olağan iniş çıkışları sinir rahatsızlıkları oldu; genel şikayetler korkutucu hastalıklara dönüştürüldü ve gittikçe daha fazla sağlıklı insan hastaya çevrildi”
Bu korkunç satırlar “Satılık Hastalıklar” adlı Ray Moynihan ve Alan Cassels tarafından yazılmış ve hayykitap tarafından yayımlanmış kitabın giriş satırlarıdır. Kitabın ilerleyen sayfalarında, planın nasıl ilerlediği hakkında bilgiler var. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsünün (NHI) Amerika’daki kolesterol üst sınırını 210 çekerek kolesterol ilacı kullanan sayısını on milyon kişiden, kırk milyon kişiye çıkardığını öğrendiğinizde ne düşünürsünüz. Hele bu enstitüdeki doktorların ilaç şirketlerinin adamı olduğunu öğrendiğinizde ne yaparsınız?
Bu ahlaksızlıklar, insan sağlığı ile ilgili ahlaksızlıkların sınır tanımadığı öylesine açık ki, bu Amerika gibi insan sağlığına önem verdiğini düşündüğünüz bir ülkede böyle olunca gerisini siz düşünün. Aslında insanın olduğu her yer her şeyin kaynağıdır.
Kendiniz ya da yakınlarınızla ilgili durumları düşünün, özel bir hastaneye, ya da dotora gittiğinizde aklınızın ermediği ne kadar tetkik istenir sizden. Ben inanıyorum ki bu taktiklerin çoğu gereksizdir, ama doktorun ortak olduğu veya anlaşma yaptığı laboratuarın aldığı aletin parasının çıkması gerekmektedir.
Şirketimde çalışan yirmi yedi yaşında bir bayanın hamilelik dönemini izledim. Her ay doktora gidiliyor, doktor yüz elli YTL alıyor, ve her ay tetkik yapılıyor, bunlar da ayda iki yüz elli ila dört yüz elli YTL arasında değişiyor. Yirmi yedi değil de ilk doğum yaşı otuz yedi olsaydı bu kadar tetkiki anlardım ama bu denli genç bir insana bu kadar tetkik bana göre soygunculuktan başka bir şey değil.
Bu sınır tanımayan ahlaksızlığın geldiği boyutta, sigorta şirketleri, devlet sigortaları yaşayamaz duruma gelecek. Bir yandan bireyler, bir yandan devlet sağlık adına soyuluyor. Bu soyguna müdahaleler zaman zaman boyutun büyüklüğünü gösteriyor ama çaresizlik sadece yoksul halkı vuruyor, gerçekten ihtiyacı olanların ilaç ve ameliyat paraları ödenemez hale geliyor.
Yukarıda adı geçen kitabın 147. sayfasını birlikte okuyalım;
“ Yerel radyolardan birindeki meşhur radyo spikeri, sanki bir maç anlatırmışçasına “ Bütün ülkeyi kasıp kavuran osteoporoz adındaki dehşet hastalığı hiç duymadınız mı? O zaman Saint Mike’a gelin kemik yoğunluğunuzu hemen bugün öçtürün… ve ödemenizi Alberta sağlık yapsın” diyordu.
Spor spikerinin bu korkutucu anonsu, kadınları, kemik yoğunluklarını ölçtürmeleri için kliniklere yönlendirecek on yıllık küresel bir kampanyanın başlangıcıydı. Kampanya, hastalık için ilaç satan şirketler ve radyolog olarak adlandırılan,, testleri yaparak para kazanan doktorlar tarafından destekleniyordu. Bu gayri resmi ittifak, bir yığın karmaşık halkla ilişkiler tekniği kullanarak sağlıklı kadınları “sinsi hırsız” osteoporoz onları sürekli takip ettiği için, her an kemiklerinin kırılabileceğine ve hatta hayatlarının tehlikede olduğuna inandırmaya çalışıyordu”
Bu korkunç ittifaklar doğal olarak küresel olacaktır. Türkiye’de de çevremizdeki kadınların bu kemik erimesi ile ne denli çok içli dışlı olduğunu görmeye başladık.
Sınır tanımayan ahlaksızlıklar küreselleşmeden , insan iyiliğine olan konulara göre daha fazla yararlanacaklardır.
Benim yaşımda olanlar anımsarlar, eskiden dahiliyeciye gittiğinizde sizi dinler, sorular sorara ve mutlaka doğru teşhis koyardı. Şimdiki zamanda, idrar, kan testi olmadan, MR çektirmeden doktor sizde ne var anlamıyor.
Ben diyorum ki giderek teşhis için doktora ihtiyaç kalmayacak, doktorların bir kısmı belki de bir çoğu bu aç gözlü tutumlarını sürdürürlerse meslekleri tehlikeye girecek.
Eczacılığın ülkemizde geldiği yere bakın, güneş ve deniz gözlüğü satanlar var utanmadan. Belki utanmadan lafı ağır kaçtı, hayatlarını sürdürmek için diyeyim. Aslında onlar resmin küçük parçası, büyük yerde uluslararası ilaç şirketleri ve sermaye duruyor.
Yeri geldikçe sınır tanımayan ahlaksızlıklar konularına değineceğim. Bugünkü konuya katkılarınız beni mutlu eder. Artık sizi tedavi eden veya teşhis koyan doktorlarınıza neyi niçin yaptıklarını ya da yaptırdıklarını anlayıncaya kadar sorun… Tags: Ekleyen: Gökhan
|